Kokunun kökenini anlatmadan önce şunu belirtelim. Beş duyumuz içinde kimyasal etkileşmeye dayanan koku duyusu daha az önemli saydıklarımızdandır. Görme ve işitmenin mekanizmaları çok daha fazla incelenmiş, bunların beyindeki duyum merkezleri belirlenmiştir. Kavram oluşumu sağladıklarından dış dünya ile iletişimimizde bu iki duyumuz birincil önem taşımaktadır dersek biraz acele etmiş olmaz mıyız acaba?

İlk bakışta bu yargı doğru gibi görünüyor, öyle ya görme ve işitme kusurları sakatlık olarak kabul edildikleri halde koku ya da tat almama kusurlarına kimsenin kulak astığı yoktur. Gelelim hayvanlar alemine. Orada durumlar oldukça farklıdır. Dişi pervanelerin saldıkları 4-metil-3-heptanon molekülleri kilometrelerce ötedeki erkek pervanelerin aklını başından alabilir. Burnunun ucunu zor gören köpekbalığı bir kilometre öteden kan kokusunu alıp yönünü hiç şaşmaz. Zeki bir köpeğin bir cam üzerindeki parmak izinin kokusunu bir buçuk hafta sonra bile ayırt edebildiği gözlenmiştir.

İnsan vücudunda çeşitli görevleri olan hormonlar, kimya defterinde steroidler sınıfına kayıtlıdırlar. Doğal ve yapay steroidler vardır. Yapay steroidlerden ‘eksaltolid’ in bir özelliği oldukça ilginçtir. Bu maddenin kokusu kadınlar çok belirgin alabildikleri halde erkeklerin büyük çoğunluğu fark edemez.

Gelin biraz daha inceleyelim kokuyu.

Bildiğimiz gibi doğadaki tüm maddeler 92 adet elementin atomlarının birbirleri ile birleşmeleri ve düzenlemeleriyle oluşmuştur. Atomların oluşturdukları en küçük birimler de moleküller. Moleküller ise doğal ya da yapay milyonlarca maddenin yapı taşları. Öte yanda maddelerin fiziksel bakımdan farklı görünüşleri atomlarının uzayda diziliş düzenleri ve birbirlerine nasıl bağlanmış olduklarına bağlıdır. Örneğin en sert madde olan saydam elmasla yumuşak kara renkli grafit, karbon atomlarının uzaydaki diziliş farklılığının ürünüdür. Daha çok sayıda atomdan oluşan moleküllerde bu durum daha da belirgindir. Nitekim dokuz karbon, on hidrojen ve üç oksijen atomundan en az 60 tane farklı molekül meydana gelir. Bunların fiziksel ve kimyasal özellikleri de birbirine benzemez.

Maddelerin özelliklerinden birisi de ister sıvı, ister katı olsun tümünün her sıcaklıkta bir miktar buharlaşmalarıdır. Oldukça yaygın ama kesinlikle yanlış bir kanı sıvıların ancak kaynama sıcaklıklarında buharlaştıklarıdır. Sıvılar her sıcaklıkta donma derecelerinde bile buharlaşırlar. Öyle olmasaydı kışın balkona asılan çamaşırlar hiç kurumazdı. Hiç çekinmeden cebinizdeki nikel paranın bile buharlaştığını savunabilirsiniz ama nikelin buhar basıncı biraz çok düşükse biz ne yapalım?

Gelelim konunun kökenine.

Kimi maddelerin buharları havaya karışırlar ve aldığımız solukla birlikte burnumuzun üst bölgesindeki mukoza içinde, epitel doku denen bir tür hücrelere gelip çarparlar. Bu hücreleri yıkayan bir sıvı vardır. Moleküller önce bu sıvı içinde çözünürler, sonra koku alıcı epitel hücrelerinin zarlarına yapışırlar. Zar üzerindeki birkaç yabancı molekül hücredeki sodyum ve potasyum iyonlarının derişimin de bir değişiklik yaparlarsa sonuçta koku uyarımı ortaya çıkar ve bu uyarım beyinde değerlendirilir.

Ve bazı kokular

  • Eğer bu uyarımı piridin molekülü veriyorsa vay halinize.   
  • Etil merkaptandan aynı etkiyi uyandırır, kokarcanın kokusudur bu, ama bizim İpraş ya da Batman rafinerimizde de bol bol bulabilirsiniz bu molekülleri.
  • Diğer taraftan karbon monoksit dışında hidrosiyanik asit (acıbadem kokusu),
  • arsenik (sarımsak kokusu),
  • kükürtlü hidrojen (çürük yumurta kokusu) gibi çok zehirleyici ve tehlikeli maddelerin birçoğu kokularıyla kendilerini açığa vurduklarından kendimizi şanslı sayabiliriz.
  • nefis yeni kesilmiş çimen kokusu var ya, fosgen olabilir ve o da sizi biraz öldürebilir.
  • Amil asetat muz kokar, üstelik çok yüksek sızma yeteneğine sahiptir. Bu özelliğinden ötürü göçük altında kalan maden işçilerinin yerlerini belirlemekte sesle iletişim kadar yararlı olabilmektedir.

Koku duyumunun etkisi eski Mısır uygarlığından günümüze dek pek çok insana ekmek kapısı da olmuştur. Tabi ki kozmetik sanayinden söz ediyoruz. Atom bombası sırlarından daha titizce korunan tek şey herhalde parfüm reçeteleridir.

Bir söylentiye göre Fransa’da bu sanayinin gelişmiş olması 17. yüzyılda bile yıkanma alışkanlığı olmayan soyluların ter kokularını bastırma gereksiniminden doğmuştur. Büyük bir parfümeri kuruluşunda çalışan bir kimyagerin kız arkadaşına armağan olarak “2,4,6-trinitro-3-tersiyer bütil tolüen” (misk) sunduğunu, ama kızın “trans-3, 7 dimetil-2,6 -oktadien-1 ol” (gül yağı) tercih ettiğini söyleyerek onu çok üzdüğünü duymuş muydunuz? Koku duyumunun insana göre değişik yorumlanması da çok rastlanan bir olaydır. Bir kimsenin beğendiğini başkası beğenmeyebilir.

Kaynakça: Kimya Güzeldir. Ömer Kuleli – Osman Gürel. Saygı ve minnetle…

Leave a Reply