İçim şişti içim sabaha kadar ağlamak istiyorum, bu nasıl mutluluk gözlerim çeşme oldu, soğan da çok tazeymiş nasıl yaktı ağlamaktan harap oldum… BİR YERDEN TANIDIK GELİYOR MU? PEKİ YA NEDEN BİRÇOK ŞEYE AĞLIYORUZ? GÖZÜMÜZDEN DÜŞEN HER DAMLA AYNI MI?

     Gözyaşı, omurgalıların göz boşluğundaki bezlerin salgıladığı, gözlerin temizlenmesi ve nemlenmesini sağlayan berrak, tuzlu sıvıdır. Bu konuda hepimizin hem fikir olduğuna eminim. Smithsonian Sanat ve Bilim Üniversitesi’nden Joseph Stromberg’in bulgularına göre; Gözyaşları bilimsel olarak üçe ayrılıyor. Korneayı kaygan tutmak için düzenli olarak salgılanan bazal gözyaşı; keder ya da sevinç gibi duygusal anlarda gelen psişik gözyaşı; ve toz, soğan ya da biber gazı gibi maddelere tepki olarak salgılanan refleks gözyaşı.

Gözyaşının görevlerini de aşağıdaki gibi sıralayabiliriz;

  •  Düzgün bir optik ortam sağlamak,
  •  Gözdeki yabancı cisimleri uzaklaştırmak,
  •  Kornea epiteline oksijen ve glukoz sağlamak,
  •  İçerdiği antimikrobiyal ajanlarla gözü enfeksiyonlardan korumak,
  •  Kapakları yağlayarak göz kırpma işlevini kolaylaştırmak.

Aslında sürekli gözyaşları içerisindesiniz, çünkü gözlerinizin sürekli suya, temiz kalmaya ve ışığı algılamaya ihtiyacı var. Lakrimal bezlerinizle üretilen ‘bazal gözyaşları’ göz yüzeyinden temizlenmek üzere lakrimal punkta adı verilen özel tüplerle temizleniyor.

Bu işlemin gerçekleşmesi için her gün 1,2 ml gözyaşına ihtiyacınız var bu da yıllık yarım litre uyarılmamış gözyaşına denk geliyor. Bütün bu gözyaşları gözün yüzeyinde üç katman oluşturarak tutuluyor; mukus tabakası, sulu tabaka, lipid tabakası. Eğer işlerini sorunsuz bir şekilde hallediyorlarsa orada olduklarını anlamayacaksınız bile.

Lynn Fisher farklı duygular hissedilirken akan gözyaşlarının da farklı olabileceğini düşündü ve gözyaşlarını mikroskop altında incelemeye karar verdi. 100 farklı gözyaşını inceledikten sonra  mutluluk, soğan doğrama, acı, öfke, reddedilme, azim, kahkaha, esneme, doğum ve yeniden doğum gözyaşlarının her birinin farklı bir yapısı olduğunu fark etti. Fisher bu çalışmaya ”Gözyaşı Topografyası” adını vermiş. Her bir kategorideki gözyaşları farklı moleküller taşıyor, örneğin psişik gözyaşları doğal bir ağrı kesici sayılan Leucine enkephalin adlı protein bazlı bir hormon içeriyor. Ayrıca mikroskop altında incelenen örnekler büyük oranda kristalize tuz olduğundan gözyaşlarının kuruma ortamı da farklı şekiller doğuruyor. 
Bazal gözyaşı;                                                        Soğan doğradığımızdaki                                                                                       gözyaşı;
    Soğan doğradığınızda oluşan gözyaşları

        Belki de çoktan fark ettiğiniz refleks gözyaşları; dışarıdan size zarar veren, tahriş edici yabancı madde ya da çiğ soğanı keserken yayılan kimyasallar gibi nedenlere tepki olarak ortaya çıkarlar. Bu refleks gözyaşları yalnızca bazal gözyaşlarına oranla daha çok üretilmezler, aynı zamanda sulu tabaka gözlerinize girmeye çalışan herhangi bir mikro organizmaya karşı da çok fazla antikora sahiptir.

         Peki, duygusal gözyaşları için ne diyebiliriz? İnsan biyolojisi hakkında en karmaşık yapıya sahip olan şey de üzüldüğümüzde ya da çok mutlu olduğumuzda ağlama eğilimi göstermemiz. ‘Neden bu sebeplerden dolayı ağlıyoruz?’ sorusuna kimsenin şu an tam manasıyla verebilecek herhangi bir cevabı yok, bir şey bu ağlama eğilimi diyebileceğimiz kimyasal yapıya etki ederek bunu gerçekleştiriyor.

Duygusal gözyaşları, kontrolünüzü kaybettiğiniz hissini yaşadığınızda ortaya çıkıyorlar. Bununla birlikte bilim insanları diğer tüm fiziksel reaksiyonları da hesaba katıyorlar. Yükselen nabız oranı ve yavaşlayan soluk alıp verme, stres hormonumuz – ve endorfin yüklü gözyaşları çok hızlı bir şekilde ruh halinizi düzenleyebilir.  Belki de bunların hepsi etrafınızda bulunan, değer verdiğiniz bir kimseden sarılma ihtiyacınızın açıkça sinyallerini veren eylemlerdir.

Ağlamanın; sağlığımıza birçok zararı olan stresi azalttığı düşünülür. Minnesota’da yapılan bir araştırmaya göre, ağlamak strese bağlı olan kimyasalların vücuttan atılmasına yardımcı olur. Bu sayede de güzel bir ağlamanın ardından kişi kendini daha iyi hisseder.

Freudyen teoriye göre hisleri dışa vurmakta fayda vardır, eğer hislerin içimizde birikmesine izin verirsek bu, bizi fiziksel ya da psikolojik olarak etkileyecektir.

Ağlamak kalp, damar, mide, kemik ya da kaslarla ilgili rahatsızlıklara neden olabilecek hormonların vücuttan atılmasını sağlar. Bu sebeple de ağlamak bu tür rahatsızlıklara iyi gelir. 

Ağlarken gözlerinizden yaş gelmesi ile beraber burnunuz da akar. Bu sebeple ağlayarak burnunuzda yer alan iritan ve bakterilerden kurtulabilirsiniz. 

Ağlamayla beraber endorfin salgılanır ve bilindiği üzere endorfin mutluluk hormonlarından birisidir. Endorfinin bir diğer etkisi ise ağrıları hafifletmesidir. 

Ergenlik çağına kadar ağlama seviyeleri cinsiyete göre pek farklılık göstermez. Testosteron hormonu erkeklerde ağlamayı azaltırken, östrojen ve prolaktin ağlama eğilimini arttırır.

Hayvanlar bile ağlayabiliyor. Öyle ki hayvan terbiyecisi olan George Lewis kızdığı için genç bir filin gözyaşına boğulduğunu belirtiyor.Ağlamak konusunda en eski edebi bulguya Gılgamış Destanı’nda rastlanıyor. Bu destanda karamsarlığa kapılan Gılgamış’ın nasıl gözyaşı döktüğü ayrıntılı bir şekilde tasvir ediliyor.

     “Amerika’da yapılan araştırmada, bir insanın hayatı boyunca 100 litre gözyaşı döktüğü belirtildi. Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Halil Aksu , gözyaşının anatomi ve fizyolojini anlatmanın saatlere sığmayacağını ancak ağlama gözyaşları hakkında yapılan bilimsel araştırmalara göre bir insanın normal şartlarda 24 saatte 30 damla gözyaşı döktüğünü, bunun da yaşam boyu yaklaşık 100 litre yani 10 kovaya ulaştığını söyledi.”

Bir başka araştırmada Tillburg Üniversitesinden Dr. Vingerhoets ve arkadaşları 3000 den fazla gözyaşının içeriğini ve ağlayan kişilerdeki etkisini incelemişler. Farklı araştırmaları destekler nitelikte sonuçlar elde edilmiş. Ağlama türüne göre gözyaşı içeriği değişiyor ve ağlama sonrası, bu kişilerde mutluluk hormonunda anlamlı oranda bir yükselme gösteriyordu.

Özetlemem gerekirse üzülüyorsanız mutlaka ağlamalısınız. Ağlamak sizin zayıf yada aciz olduğunuzu göstermez tabi ki sınırlarını doğru çizmeniz dahilinde.  Ağlamak sizi fiziki ve ruhsal olarak rahatlatacaktır. Ağlarken yaşanan bu fiziksel ve psikolojik rahatlama olgusuna da bilim “katarsis etkisi” olarak tanımlıyor. Yaşamın her anının kimyasal bir açıklaması var olduğunu hatırlatır, kimyalı günler dilerim.

www.sciencealert.com/watch-why-do-we-cry-the-chemistry-of-three-types-of-tears

https://onedio.com/haber/her-durumda-ayri-bir-gozyasi-salgiladiginizi-kanitlayan-12-mikroskop-fotografi-3515

http://www.sancaktipmerkezi.com.tr/blog-1/aglamanin-faydalari

Amine Tirek

Amine Tirek

Ege University Faculty of Science, Department of Chemistry Istanbul University Economics

Leave a Reply